fbpx
Sepet: 0 items 0,00 ₺ 0

Oyunlar

Doğyanlı krallığının güney bölgesi sınırlarında bulunan UzakYar köyü zorba Köybeyi Gavin tarafından yönetilmekteydi. Zorba bey krallıktan geldiğini söylediği  emirlerle toplanan vergileri hazinesine katarken sahte tapu düzenleyerek halkı sömürüyordu.

Halkın bu durumdan raharsızlığı yavaşça artarken birilerinin ayaklanın çağrıları kulaktan kulağa yayılıyordu. Kılık değiştirmiş paralı asker komutanlarının dolanmaya başladığı Uzak Yar da silahçılar soyuluyor ormandaki haydutların sayısı artıyordu. Halk birileri tarafından ayaklanmaya davet edilirken Uzak Yar’ın güneyindeki harabelerde, cüce madencileri büyük bir sırrı çoktan keşfetmişti. Maden arama bahanesiyle daha çok cüceyi bölgeye gönderen cüce kralı kazayla çalıştırdıkları tarih öncesi bir silahın nasıl kapatacağının peşineydi. Cücelerin çalıştırdığı bu silah kıtadaki bütün elflerin ölümüne sebep olacak hastalığı yaydı.

Bu kargaşa devam ederken birileri Aşayurt’a ayaklanma başlatmış ve bu yangının Uzak Yar’a sıçramasını sağladı. Ayaklanma sonunda Köybeyi Gavin öldürüldü ve halk meclisi köye el koydu. Meclise biyat eden isyancılar Altar’ın emrinde askeri düzene geçtiler.

Dedikodu

Uzak Yar topraklarında beklenmedik günler. Kralın garip emirleri, artan vergiler, canından bezmiş köylüler ve köylüleri canından bezdiren haydutlar. Ha bir de diyara akın akın yaklaşan diyarsız elfler..

Gündelik hayatın tüm zorlukları ve sıkıcılığı arasından sıyrılan bir grup gezgin, Uzak Yar topraklarının her köşesine dağılmış harabelerden birinde buldukları eski bir günlük parçasını, her nasıl olduysa çevirmeyi başardı ve bunu handan hana, kervandan kervana anlattı.

-Kaçış / Gün 126-

Taşkonutun beş fersah doğusu Blandy Vadisi, Şafak vakti

Taşkonut düşeli üç gün oldu. Üzerimize çöken karanlık ilerlemeye devam ediyor. Elimizden gelen her şeyi denememize rağmen çözüme bir adım bile yaklaşamadık. Soktuğumunun elflerinin hain büyülerinden biri kesin bu. Ölmeden önce yüzlerce sivri kulak öldüreceğim, yemin olsun atalarıma. Kesin o soktuğumunun sivri kulaklarının işidir bu… Hem başka kim görkemli Taşkonutun hayaletler diyarına dönmesini isteyebilir ki, hangi tanrı öylesi bir güzelliğe kıyabilir? Şimdi tüm servetimi verebilirim Taşkonutu tekrar görebilmek için ve tüm servetimi harcayacağım, önce ettiğim intikam yeminini yerine getirmek; sonra da geri dönmek için.

Edgar Shadybard

Dedikodu

Yaşlı bir adam, kendinden daha yaşlı bir adama anlatırken duyuldu hikayenin bu kısmı Uzak Yar topraklarında. Kim olduğu bilinmeyen gezginler bir parça daha bulmuş, nasıl olduğu hala bilinmeyen bir şekilde onu da tercüme etmeyi başarmıştı. Üstelik ağızdan ağza, çiftçiden madenciye, handan kervana aktarılmasını sağlamışlardı.

-Kaçış / Gün 129-

Blandy Vadisi Akşamın son saatleri

Herkes hazırlanmaya başladı. Nihayetini bulduğunu düşündüğümüz kaçışımız peşimizi bırakmamış gibi görünüyor. Uzak diyardaki gözcülerimizden haberler ulaştı. Nasıl olduğunu bilmesek de Taşkonut’ta mühürlediklerimiz kaçmayı başardılar. Başka hiçbir amaçları yokmuşçasına bizi arıyorlar üstelik. Ne büyük utanç, soylarını yok etmek için çıktıkları bu amansız mücadele. Ne büyük ihanet, kendi kanları için sessizce ölümü beklemek yerine onların peşine düşmek.

Unutulmayacak… Hayır, hayır, hayır! Unutulmayacak yaptıkları… Belki de hiçbir elfe etmediğimiz kadar küfür edeceğiz onlara. Çünkü onlar bizdendi… Çünkü onlar bizim halkımızdı ve şimdi bizim üzerimize geliyorlar.

Blandy Vadisinin huzurlu akşamlarını özleyeceğim. İçtiğim kaymak birasının tadını, dün geceki o tombul kadının kahkahalarını… Tanrılar bize kendimizden kaçacağımız günleri de gösterdi ya.. Yemin ederim bir gün onlardan da intikamımı alacağım!

Edgar Shadybard

Dedikodu

Hafif rüzgarlı günde, havada süzülen kağıt parçasını tutuverdi birden adam. Etrafındakilerin duyabileceği seste okumaya başladı. Gittikçe garipleşen ve ne olduğunu merak ettiren günlüğün bir sayfası daha çözülmüştü.

-Kaçış / Gün 130-

Blandy Vadisi Çıkışı – Korku Çalısı Akşamın son saatleri

Koca gün durmadan koşmaktan şişti ayaklarım. Lanet olasıcalar! Öyle bir koşuyorlardı ki peşimizden, sanki bizim yüzümüzden o haldeler. Sanki biz bulaştırdık onlara bunu. Halbuki o sivri kulaklı piçlere doğru koşmaları lazım. Kesin onlar yaptı bunu, kesin! Fakat bu ahmak sürüsü bizim peşimizde. Bir de Korku Çalısına sürdüler bizi. Sanki onlar yetmiyormuş gibi bir de bu tekinsiz orman var şimdi. Rahat uyuyamayacağız anlaşılan.

Nöbetçi sayısını iki katına çıkarttık. Karanlığın içinde, uzakta, çok uzakta sinsi yaratıkların kahkahaları var. İçimi garip bir his kapladı. Korkuyor muyum? Elbette hayır! Benim gibi biri asla korkmaz. Biz korku nedir bilmeyiz. Sadece.. Sadece karanlığın ortasında fark edemiyorsun karayı. O yüzden güneş doğana kadar bekleyeceğiz. Yarın önce peşimizdeki ahmakları tuzağa düşürecek, sonra bu lanet ormandan kurtulacağız.

Sonra da sivri kulakların o iğrenç saraylarını basıp, hepsini kölem yapmazsam…

Edgar Shadybard

Dedikodu

Günlüğün sonraki sayfalarında, Korku Çalısını, “umudumuzu bıraktığımız yer” diye nitelendirmiş yazar. Ondan sonrasında da avare dolaşmalarını anlatmış bir kaç yüz sayfa boyunca. Onlar için bir uğursuzluk ötekini kovalamış, bir dertten ancak daha büyük bir derde düştüklerinde kurtulmuşlar; lakin hiçbir yerde bu kadar üzülmemiş, bu kadar küsmemişler hayata.

-Kaçış / Gün 134

Çam Tepe Kulesi Yakınları

Ormanın karanlığından fırlayan goblinler neye uğradığımızı anlamadan yüzlerce kardeşimi ziyan etti. Meğer başından beri bizi takip ediyormuş mahluklar. Nöbetçiler, alarmı çalmayı başaramasa hepimiz ölecektik, ama neyseki birileri kendi götünü kurtarmak yerin tüm kampı bir an önce uyandırmayı akıl etti de kılıç başına geçtik.

Sabah vakti peşimizdekileri pusuya düşürecek olmanın planlarını kuruyorduk ki, günün ilk ışıklarına kadar savaşmak zorunda kaldık. Karanlığın ortasında atılan delirmiş kahkahalar, goblinlerin küfürlerle bezeli iğrenç sesleri… Gün ışığı gelene kadar durmadan, usanmadan savaştılar bize karşı. Neyse ki güneş yetişti de karanlık gözlerini bırakıp kaçmak zorunda kaldılar.

Bela goblinler ile bitmedi. Yiten kardeşlerimizin törenlerini yapma şansımız olmadan, ters taraftan, asıl kaçtıklarımız yetişti. Sersefil halde geldiler karşımıza. Hepimiz yorgunduk, başta yaklaşmamaları için uyardık. Gitmelerini söyledik, onları neden terk ettiğimizi anlatmaya çalıştık. Dinlemediler. Yürekleri intikam ateşi ile yanmış, kararmıştı artık. Tek söz çıkıyordu ağızlarından. Sanki doğmadan binlerce yıl öncesinde anlaşmışlar gibi, hepsi bir ağızdan aynı cümleyi söylüyordu, bize lanet okurcasına. “Bizi terk ettiniz.”

Gözyaşlarımız akıp giden kanlara karıştı; babalar oğullarını, kardeşler abilerini ölüme gönderirken. Yaşlı Bromni’nin oğlunun karşısında baltasını bırakışı, yüzlerce kez yalvarışı ve oğlunun baltasıyla son nefesini verişi her gece rüyama giriyor. Bedenlerinin bir kısmı karanlığa düşmüş, kullanılamaz hale gelmiş olmasıydı çoktan ölmüş olacaktık hepimiz. Belki de her gece aynı rüyayı görmüyor olacaktım. Belki de daha iyiydi orada ölmek yaşamaktan.

Sorarsan eğer “Kurtuldunuz da ne oldu?” diye… Bir bok olmadı. Anca yüz bilemedin bir elli tanemiz daha yürüyecek halde kaldık. Ancak o kadarımız terk edebildik Korku Çalısını.

Edgar Shadybard

Uzaky ar da sular durulmamışken köy meclisi tarafından yöntici atanan Arianna ve isyan birlikleri lideri Altar’ın arası açıldı. Bölge muhafız kalesinde hareketlenen kraliyet birlikleri Uzak Yar da yaşanacak olası bir katliamın habercisiydi.

Cüceler tarafından kazayla yayılan elf hastalığı çok kısa bir sürede kıtadaki elfleri kırıp geçirdi. Vücutlarında siyahlekelerle dolaşan hasta elflerse yürüyen ceset muamelesi görüyordu. Cücelerin harabelerde aradığı sırlar bölgedeli haydutlar ve nereden çıktığı bilinmeyen gizemli bir korsan kaptanı tarafından baltalanıyordu. Ölümsüzlük vaatleriyle dolaşan denizciler halktan oldukça ilgi görüyordu.

Kargaşa sürerken Kralın Eli Kara ve Deniz Kuvvetleri Mareşali Sadrazam Seimon Harry Kızılmezar köydeki isyanı bastırmak için az sayıda adamıyla bölgeye geldi. Ülkenin en güçlü adamının böyle küçük çaplı bir isyanı bastırmak için bizzat gelmesi kimsenin dikkatini çekmezken Kızılmezar çok kısa sürede ele geçirdiği isyan komutanını öylece uyardı ve sürgüne gönderdiğini ilan etti. Arianna’nın hükmünü yasal kıldıktan sonra geldiği gibi hızlca köyden ayrıldı.

İsyan askerleri hiç çatışmadan çekildi ya da köy muhafızı olarak atanırken isyanı finanse eden tacirler ve yerel toprak sahiplerine hiç dokunulmadı. Bu arada hiç umursanmayan elflerse kaderlerine terk edildiler.

 

Dedikodu

“Adelard’ın acelesi var! Ne kadar da sıcak! Adelard haber getirdi! Ama lanet hava gerçekten çok sıcak! Adelard haber verecek! Askerler geliyor uzaktan. Krallığın adamları, beyin de adamları var yanlarında. Köye doğru geliyorlar. Bir haftalık yolları var.” -Adelard

 

Dedikodu

Her zamanki han sohbetlerinden biriydi. Hızlıca içeri girdi, bir bira alıp dışarı çıktı. Sonra tekrar girdi, bir bira daha aldı ve yine dışarı çıktı. Tekrar, tekrar… Bir birayı kendi içti, sonra ki birayı da ve sonrakini de.. Dört biradan sonra yine dışarı bira taşımaya başladı. Belinde drow kılıcı olan çapulcu, saki misali dışarı bira taşıyordu. Bir süre sonra merakıma yenilip peşine takıldım. Handan dışarı adımımı attığım anda bir grup elfi, ellerinde biralarla gördüğümde ağzım beş karış açık kaldı. Hepsinin yüzleri ekşimişti, hatta biri tamamını dışarı püskürdü. Bunu gören drow kılıçlı çapulcu olaya müdahale etti “Ah! Aptal elf.. Bedavaya almıyorum o biraları. Tamamını içmeyeceksen çık sıradan. Bir şey deniyoruz şurada.” Diğer elflere döndü, devam etti “İyileşmek istemeyen varsa başka bir yere gidip, akrabalarını doğramaya devam edebilir.”

Ne olduğunu anlamak için çapulcuyu durdurmaya çalıştım “Sen! Hey.. Bira taşıyan.” Beni hiç duymamış gibi davranarak hana daldı tekrar. Ben de peşine düştüm tabi. Tam bir bira daha almış, kapıya dönmüşken omzundan tutup “Neden bira verip duruyorsun elflere?” diye sordum. Bir anlık şaşkınlığı, beni küçümser bir ifadeye dönüştü ve “İnsanlarla kaybedecek vaktim yok.” deyip yoluna devam etti. “Şu aptal çırağı bıraktım zaten harabede, kim bilir ne yapmıştır.” diye söylenerek kapıya yöneldi. Ben de şansımı bir daha denemeden sessizce izledim, günün sonuna kadar.

Sarhoş elfler kasabada dans ederken, çapulcu birileri ile gizlice konuşup kasabadan uzaklaştı. Garip adamdı drow kılıçlı çapulcu. Garip, soğuk, kızgın ve biraz da korkutucu.

Edgar Shadybard

Dedikodu

Ne olacağı, neyin yahut kimin geleceği belli olmayan bir diyar olmuştu Uzak Yar. Birileri kendine yaşayacak delik ararken, birileri zenginliğine zenginlik katmanın peşindeydi. Her uğrayışımda biraz daha yozlaşıyor, biraz daha kararıyordu. Tanıdığım askerlerin bir kısmı ölmüş, yaşlı asker komutanı kemiklerinin eskisi kadar hızlı hareket etmeyişinden olsa, direnişçilerin eline düşmüş ve kimliği belirsiz biri tarafından katledilmişti. Sonrası ise cenazeler, yakılan ağıtlar, birkaç ufak goblin saldırısı…

Haftalar sonra gelen haber tüm diyara yayıldığında, kasaba yaptıklarının karşılığı olacağını anlamış gibiydi. Krallıktan gönderilen birlik beyin adamlarını da önlerine katmış kasabaya doğru ilerliyordu. Geçtikleri her yerde isyan etmenin cezasının ölüm olduğunu, krallığın merhamet sahibi olduğunu, lakin bu merhametin de sınırı olacağını hatırlatan bir de çığırtkan vardı yanlarında.

Özgür insanlar olmak iyiydi elbette, ama hiçbir sınıra maruz kalmadan özgür olmak mümkün olabilir miydi?

Edgar Shadybard

Dedikodu

Adelard üzüldü. Adelard’ın canı sıkkın. İzin verselerdi ne güzel deney yapacaktı üzerinde. En azından kulaklarını keser, eski karışımların iş yarayıp yaramadığını denerdim. Hem ölmenin daha masum daha bilgece yolları da var. Ölmek istiyorum deseydi Adelard hallederdi. Adelard ona sessiz ve huzurlu bir ölüm verirdi, ama önce ne güzel kurcuklardı o elfi. Hem belki hastalık için bir şeyler bulurdum.

Hayır Goblinlere de sinirlendim. Hadi parçaladınız, niye trolü beslemek için kullanıyorsunuz güzelim elfi. Gecenin karanlığında iri yarı bir trolün dişleri arasında görünce onu içim gitti. Resmen onlarca saatlik araştırmayı yedi salak şey. Gerçi Adelard boş durmadı. Ufak bi ışık gösterisi ile kaçırdı onları; lakin ne yapsın zavallı Adelard elften geri kalanları. Gözlerinden biri çıkmış yuvasından, kim bilir nerede… Öteki desen daha vahim. Bir çubukla çıkarmaya çalışmışlar da yuvasında dağılmış. E dişleri desen çoğunu trol kırmış çenesini kemirirken. Bir saçları duruyor hala, kana bulanmış ama örgüsü çözülmemiş.

Neyse neyse… Sonuçta işe yaramaz bir şekilde toprağa karıştı sarışın elfin zarif bedeninden kalanlar. Adelard kızdı ama ne yapsın… Gitti sivri kulakların leydi diye peşinde dolaştıkları Aidrith.

-Adelard (kendi kendine söylenirken)

 

Ortalığın iyice karıştığı bu günlerde, daha önceden bahsi geçen bir sürü olay yetmezmiş gibi; 55 bin parça değerinde olan gümüş madeni tapusunun elden ele dolaştığı ortaya çıktı.

Siyasi olayların gölgesinde kalan insanlar iyiliği unutup dünyevi davalarını uğruna elfleri yok saydılar. Uzak Yar halkı düştüğü bu karanlığın içinde, ormanlarda dolaşan akıl hastası masum çocukları dahi canavar ilan edip katlederken asıl komplonun farkında bide değildi. Uzak Yar, sokaklarında isimsiz bir kaptanın söylentileri yayıldı. Cenneti vaat eden bu kaptan ve müritlerinin sayısı hızla arttı. Pelor dinini hiçe sayan kaptan ve adamları kaybolan ormanında görülür oldular.

Halk meclisinin lider seçtiği Arianna, Kızılmezarın onaması ile görevine devam ederken krallıktan emir aldığını söyleyen Komutan Ofion birlikleri köye girdiler ve yönetimi el koydular. Kızılmezarın ardından gelen ve düzeni kuracağını ilan eden Ofion isyana karışmış herkesi, toprak beylerini ve askerleri yakalatıp öldürmeye başladı. Kızılmezar tarafından hayatı bağışlanan isyancılar çok geçmeden Komutan Ofion’u katlettiler. Neyin parçası olduklarını bilmeyen isyan kuvvetleri kızılmezarın tahta giden yolundaki bir engeli daha ortadan kaldırmış oldular.

Süregelen kan ve ihanetler, öldürülen masumlar yüzünden Arianna ve yakın koruması Asbiorn görevlerinden istifa edip köyü terk ettiler. Adelard the Wanderer’ın da terk ettiği Uzak yar da ölen komutanın ardından başa geçen Yüzbaşı Laxher düzeni sağlama konusunda iyiden iyiye çaresiz kaldı.

Bütün bunlar olup biterken cüce madencilerden birinin koruması Grut ormanda balta savurup ork keserken ki eğlencesine katılacak küçük bir grup kurdu. Köyün güvenliğini gönüllü olarak üstlenen grup kısa sürede köy halkı tarafından çok sevildi. Uzakyar’ın sokaklarında ayıcığı ile küçük bir kız dolaşıp ateş hakkında olmadık hikayeler anlattı.

Dedikodu

Eskilerin generali, şimdilerin danışmanı Kızılmezar. Gerçek isminin ne olduğunu bilen yahut hatırlayan yok derler. Redgrave ismini savaş meydanında doğradığı adamların kanından almış. Öyle savururmuş ki kılıcını, parçalara ayrılan cesetleri bir arada gömmek zorunda kalırlarmış. Kazdıkları her mezar, et parçaları ile dolu kan çorbasına dönermiş. Eh yaşlanmış tabi zamanla. Yıllar saçlarını dökmüş, biraz da zayıflatmış kendisini. Efsanesinden geriye beyitler kalmış gibi, ama konuşmaya başladı mı kendinden emin. Hala sakladığı bir iki sırrı olsa gerek, pelerininin gizli ceplerinde

 

Edgar Shadybard

 

Dedikodu

Elfler ölüyor! hastalık hızla yayılırken insanlar ve cüceler bu katliama seyirci kalıyordu. Uzaklarda bir söylenti yayıldı. Hastalığın elfleri aştığı ve ölümün siyah lekelerinin diğer ırklara da sıçradığı. Şimdilik şifahaneler vücutları benekli insan ve cüceler ile dolup taşmasa da batı topraklarından gelen fısıltılar hiç iç açıcı durmuyor. Uzak yar dolaylarında ortalık sakinleşirken kraliyet askerlerinin yön değiştirdiği ve bölge kontrol kalesine doğru gittiklerini görenler olmuş. Kötü fısıltılara rağmen Uzak yar da hayat yeniden normale dönerken köye yeni bir bey atanacağı duyuruldu.

 

Dedikodu

Bir iki madenci geçenlerde evlerine dönerken sokakta siyahlar içerisinde kumaş topağı gibi yürüyor mu yuvarlanıyor mu belli olmayan bir şey görmüş. Az bir gün sonra aynı kumaş topağını başkası da görünce hanlarda, çayhanelerde yürüyen kumaş topağı anlatılır olmuş. Kimilerine göre cübbe giydirilmiş bir goblin bir şeyler çalmaya çalışıyor, kimilerine göre yaramaz bir çocuğun haylazca şakaları. Kimsenin kestiremediği insan mı? goblin mi? Yoksa yine kara bir büyücünün yarattığı başka bir uğursuzluk mu? Ne olduğu bilinmese de Uzak yar halkı askerlerin yol değiştirmesi ve vekilharcın getirdiği barış ortamı ile huzura kavuştu. Fakat birilerinin usulca kuytularda mırıldandığı bir şey daha var ki oda Adelard gider ayak “bu köyde herkes çok umursamaz.” dediği.

 

Kızılmezar Uzak Yar Kasabasındaki işlerini bitirdikten sonra garip bir atama yapıp, Yazar AllenWindcaller’ı kasabanın Yazı İşleri Sorumlusu ilan edip kasabadan uzaklaştı. Kasabaya sessizlik ve barış ortamı hakimken kulaktan kulağa yayılmaya başlayan fısıltılar yeni dedikoduları da beraberinde getirdi.

Yazman AllenWindcaller kasaba halkına sabah vakti meydanda olmalarını, Kızılmezar’ın gitmeden önce koyduğu yeni kuralları açıklayacağını duyurdu. Kasabalının bir kısmı bu kuralların krallığın baskıcı tutumunun bir başka getirisi olacağını düşünürken, bir diğer kısım kasabada bozulan düzenin yeniden oturması için, yeni kuralların şart olduğunu düşünüyor.

Son yaratık saldırılarının hedefi olan Tüccar Geberdi ormanı tekinsizliğini korumaya devam ediyor. Özellikle geceleri garip seslerin duyulduğu ormanda, Adelard’ın “Ağaç Tahtı” etrafında yükselen kahkahalar insanları garip ruh hallerine sokuyor. İki gece önce ormana giren bir adamın geri dönmeyişi ve kıyafetlerinin bulunuşunun ardından ormana girmek ciddi anlamda tehlikeli bir iş olarak görülmeye başladı.

Kasabada geçen dedikodularda harabelerde görünen, kumaş yumağı yaratığımsı hakkında. Tam olarak ne olduğu bilinmeyen bu garip yaratık, siyah bir cüppenin altında dolaşıyor ve goblinimsi hareketleri ile dikkat çekiyor. Yaklaşmaya korkan kasaba halkının bir kısmı onun kötü bir ruh olduğunu söylerken, uzağından geçmeye cesaret edenler konuşmayı bildiğini ve onu kendi kendine söylenirken duyduklarını ifade ediyor. Öyle görünüyor ki bu garip kumaş yığını yaratık bir süre daha kasaba halkının gündemini meşgul edecek, en azından biri gidip onunla konuşmayı deneyene kadar.

 

“Efialtes’in Öyküsü”

Sarıcakaya’nın orta gelir bir ailesinde doğdu. Diğer kardeşleri gibi olamayacağı daha bebekliğinden belliydi. Konuşması bozuk, parmakları yamuk yüzü alabildiğince çirkin olan bu çocuk babası tarafından hiç sevilmedi. Yıllar yılı ölmesi beklenen bebek Efialtes büyümüş fakat fiziksel ya da zihinsel hiç düzelmemişti.

Babası tarafından Uzak yar’ın güneyindeki harabelere bırakılan çocuk Efialtes bir parça ip ve biraz da yemekle günlerce oralarda dolaştı. Babası “insan olan şu ipi bağlardı. Sen onu bile beceremiyorsun.” sözüyle oracıkta bırakılmıştı. Günlerce ipi bağlamaya çalışan zavallı çocuk ağaçlardan topladığı yemişlerle hayatta kalırken herkesin uyuduğu saatlerde su almak için köye iniyordu.

Uzak yar’ın batısınıda kaybolan ormanında yeniden insanlar kaybolur olmuştu. Yönetimin kimde olduğu belli olmayan kasabanın başı bu seferde köy yakınlarına yerleşen kalabalık haydut grubu ile dertteydi. Köye giren çıkan  herkese musallat olan haydutlar ünlü tüccarlar Kolsuz ve Müptezel kardeşlerin de başına bela oldular. Kaosun soğuttuğu toprakları neşelendiren tüccar kardeşlerden Müptezel gözü hırs bürümüş haydutlarca öldürüldü. Aynı haydutlar  Hancı Tina dahil önlerine çıkan herkesi acımadan öldürdüler. Öldürlükleri her kişinin yerine kendilerinden birini kasabaya sokan haydutların acacı da anlaşılamadan kaybolup gitti.

Ayıcığı ile dolaşan Alice ateşin dünya üzerindeki bedeni olduğunun farkında bile değildi. Kendi ailesinin ölümüne sebep olan yangını da o çıkartmıştı. Ne gibi güçler taşıdığı bilinmeyen bu kız her yanı ölümle dolu topraklarda Grut tarafından kurunur olmuştu.

Kızılmezar tarafından organize edilen güvenlik boşlukları sayesinde Uzak yar’a akın eden haydutlar ve bir takım yaratıklar ortalığı iyiden iyiye karıştırıyordu.

Ormanda ölü bulunan komşu köyün özürlü çocuğu Efialtes den sonra birileri tarafından yazılan ölüm listeleri konuşulur oldu. Kim tarafından yazıldığı bilinmeyen liste de dikkat çeken ölenlerin kötü işlere bulaşmış olmasıydı.

Minimum 4 characters